Ateşçi Eski İstanbul Meyhanelerinin Unutulan Görevlisi
Eski İstanbul meyhanelerinde her görev için ayrı bir kişi bulunurdu. Bunlardan biri de ateşçi ya da halk arasında kullanılan adıyla […]
Eski İstanbul meyhanelerinde her görev için ayrı bir kişi bulunurdu. Bunlardan biri de ateşçi ya da halk arasında kullanılan adıyla […]
Atâullah Efendi, Osmanlı’nın seçkin ilim adamlarından biri olarak 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında önemli görevler üstlenmiştir. Hekimbaşı Behçet Efendi’nin entrikaları sonucu o dönemde azledilmiş ve yerine Şahhaflarşeyhizâde Esad Efendi atanmıştır. Bu dönemde Osmanlı’da büyük bir değişim yaşanmıştır. Yeniçeri Ocağı, kanlı bir şehir muharebesi ile kaldırılmış, askerler takip edilip dağıtılmıştır. Bektaşilik tarikatı da fermanla kontrol altına alınmış, İstanbul’daki tüm Bektaşi tekkeleri kapatılarak tarikatın etkisi şehirden çıkarılmaya başlanmıştır.
Behçet Efendi’ye karşı olan bazı kişiler, bu durumu fırsat bilerek İkinci Sultan Mahmud’a bir jurnal sunmuş ve Atâullah Efendi ile diğer seçkin ulema isimlerini hedef almıştır. Bu dönemde Atâullah Efendi, Melekpaşazâde ve İsmail Ferruh Efendi ile Ortaköy’de sık sık toplanmışlardır. Bu toplantılara baz
Atatürk Bulvarı’nın yaya kaldırımlarında, köşe noktasında bir polis kulübesi bulunur. Bunun biraz ilerisinde, Dr. Lütfi Kırdar’ın katkılarıyla restore edilen ve Şehir Müzesi olarak kullanılan Gazanferağa Medresesi yer almaktadır. Bozdoğan Kemeri’nin hemen altında bulunan bu eser, klasik Osmanlı mimarisinin önemli örneklerinden biridir. Medrese köşesindeki sebil ve gerideki türbe, bu klasik mimarinin estetik ve tarihi değerini göstermektedir.
Ancak Büyük Su Kemeri, özellikle öğleden sonra medresenin önüne güneş gelmesini engellediği için, medrese sürekli rutubet içinde kalmaktadır. İstanbul Ansiklopedisi’ne göre, medresenin içinde bulunan değerli müze eşyaları ve eserler “sonsuz devam” niteliğindedir. Fakat rutubetin tahrip gücü göz önünde bulundurulduğunda, Gazanferağa Medresesi kalıcı bir müze olarak kullanılamaz. Ansiklopedi, binanın yalnızca kısa süreli sergiler için kullanılması ve müze
Atatürk, koma hâlinden uyandığında çevresindekilere büyük bir rahatlık verdi. Onu gözlemleyen doktorlar ve yakınları, ağır tedavi süreçlerinde bile onun herhangi bir acı veya ıstırap hissetmediğini fark ettiler. Atatürk, uyanır uyanmaz sadece “Bana ne oldu? Hiçbir şey bilmiyorum… Allah Allah, çok şey” gibi sözler söyleyerek yaşadığı durumu anlamaya çalıştı. Bu sözler, onun bilinçli olarak durumunu mantık çerçevesinde değerlendirdiğini ve fiziksel olarak herhangi bir acı hissetmediğini gösteriyordu. Eğer koma sırasında herhangi bir rahatsızlık duymuş olsaydı, doktorlar onu en ufak bir rahatsızlıktan korumak için çok daha dikkatli ve telaşlı davranmak zorunda kalacaklardı.
Perşembe günü sabah saat 8.30 civarında Atatürk’ün yanında doktorlar Akil Muhtar, Mehmed Kâmil, Abravaya ve yazar bulunuyordu. Bu sırada tekrar serum gli
19–20 Temmuz 1934 tarihlerinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, sabah saatlerinde saraydaki dairelerinde meşgul olmuş ve resmi işlerini takip etmiştir. 20 Temmuz akşamı, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya refakatinde Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya gitmiştir. Bu ziyaret hem dinlenme hem de Yalova’daki bazı resmi temasları kapsamıştır.
13 Ağustos 1934’te, Dolmabahçe Sarayı’nda ikinci Dil Kurultayı açılmıştır. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, kurultaya huzur ve himayeleriyle katılarak büyük bir önem vermiştir. Kurultay boyunca, Türk dilinin gelişimi ve standardizasyonu ile ilgili görüşmeler ve çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Gazi, kurultayın ilerleyen toplantılarında da hazır bulunmuştur.
27 Ağustos 1934’te, İş Bankası’nın kuruluşunun on
1928 yılı Ağustos ayında, Seyrisefain tarafından yaptırılan “Gazi” motörü denize indirilmiştir. Bu motor, Gazi Mustafa Kemal’in Boğaziçi’nde yapacağı geziler ve resmi deniz etkinliklerinde kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Aynı gün Sarayburnu gazinosunda, Mısır’dan İstanbul’a gelmiş olan ünlü sanatçı Münire Mehdiye bir konser vermiştir. Gazi’nin bu dönemde hem sosyal hem de kültürel etkinliklere ilgi gösterdiği görülmektedir.
11 Ağustos’ta Gazi, Dolmabahçe Sarayı’nda dairelerinde çalışmalarını sürdürmüştür. Bu günün önemli etkinliklerinden biri, Muallim İbrahim Necmi Bey tarafından verilen konferanstır. Konferansta, Gazi’nin maiyetinde bulunan devlet erkânı ve sarayda bulunan milletvekilleri yeni Türk harfleri hakkında bilgilend
Basra vapurunun hemen yanında, Cemiyeti Hayriye üyelerini taşıyan “Halep” vapuru ile Türk Ocağı tarafından kiralanan “Bağdat” vapuru bulunuyordu. Biraz daha ileride ise üzerinde “İstanbul Musikişinasları Gazi Paşa Hazretlerine hoş geldiniz der” yazılı bir levha taşıyan “Fenerbahçe” vapuru yerini almıştı. Bu vapurlar, Büyükada açıklarında düzenli bir şekilde sıralanmış, adeta deniz üzerinde bir tören alanı oluşturmuşlardı.
Burgaz Adası yönüne doğru bakıldığında Haydarpaşa vapuru, onun arkasında ise Haliç Şirketi’ne ait üzerinde “Hoş geldin” yazılı levhalar bulunan 7, 9 ve 16 numaralı vapurlar ile birlikte iki vapur daha görülüyordu. Aynı bölgede Rüsumat Muhafaza memurlarını taşıyan bir vapur, biraz geride ise Şirket-i Hayriye’nin 70 ve 71 numaralı vapurları demirlemişti City Tour Istanbul
Atanaşyan (Madam), İstanbul’un ilk kadın tabiplerinden biridir. 1291 (M. 1879) yılında “Kahkaha” mizah gazetesinde ilanı yayınlanmıştır. Uzun bir süre Viyana ve Romanya’da hekimlik yaptıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve Beyoğlu, Sakızağacı Sokağı’ndaki kendi hanesinde köstebek, fistül ve meşimede taş gibi hastalıkları tedavi etmiştir.
Hekimliğiyle kısa sürede tanınan Madam Atanaşyan, İstanbul’da hem güvenilir hem de başarılı bir doktor olarak ün kazanmıştır. Hastalarına gösterdiği özen ve tecrübesi sayesinde halk arasında saygı görmüş, özellikle kadın hastalar için önemli bir sağlık kaynağı olmuştur.
Atavik, II. Abdülhamid döneminin ünlü kuyumcularından biriydi. Fiziksel olarak cılız, kır bıyıklı ve takıntılı bir kişilik olarak tanınırdı. İstanbul hanımları ona iki lakap takmıştı: “Bil
Bir gün, Atâ Bey, Serasker Paşa’nın huzurunda yakalanan iki Mısırlı casusu kontrol ediyordu. Paşa, eliyle kesesine dokunup çıplaklara bir avuç altın verdi ve:
— Evlâdım, ben kısa zamanda zararınızı fazlasıyla telafi ederim. Siz hemen köyünüze dönün ve padişaha dua edin! — dedi.
Buna karşı Atâ Bey kendisini tutamadı ve şöyle konuştu:
— Efendim, yaptığınız ihsan çok mükemmel. Ancak benim düşünceme göre, Birecik mütesellimi Battal Bey bu gece bizim yanımızda misafir olmalı. Böylece olaylar hakkında uygun bir soruşturma yapılabilir.
Paşa hiddetlendi ve Tayyar Paşa’ya dönerek şöyle dedi:
— Siz değerli insanlar bu tür hassas işlere mi memur edildiniz? Maiyetinize böyle çoluk çocuk karışıyor, onlar da devlete akıl vermeye çalışıyor. Ne garip bir durum!
Atâ Bey ise olaya karşı sakin kaldı:
— Mükâfata karşı tahkire uğradığıma
Firdevs Hanım ve kızları, dönemin geleneksel aile anlayışına göre oldukça serbest yaşayan, eğlenceyi seven ve sosyal hayata düşkün kimselerdir. Gösterişli hayat tarzlarıyla çevrelerinin dikkatini çekerler. Firdevs Hanım’ın iki kızından biri olan Bihter, yirmi iki yaşında, güzel, alımlı ve kendine güvenen genç bir kadındır. Bu özellikleriyle kısa sürede Adnan Bey’in ilgisini çeker.
Adnan Bey, Bihter’i gördüğü andan itibaren ondan etkilenir. Bundan sonra karşılaşmalar sıklaşır. Boğaziçi’nde yapılan gezintiler sırasında sandallar birbirine yaklaşır, bakışmalar olur, tebessümler ve selamlaşmalar başlar. Zamanla bu sessiz işaretleri kısa konuşmalar takip eder. Bu yakınlaşma, her iki taraf için de yeni duyguların doğmasına yol açar