H15, H23, H34, H42

Vicdani Ataseven’in Eğitim Hayatı ve Çocukluk Yılları

Vicdani Ataseven, küçük yaşlarda zekâsı ve çalışkanlığı ile mahallenin ileri gelenlerinin dikkatini çekti. Mahalle ileri gelenleri, onu Bahriye Hastanesi civarındaki Numune Mektebi’ne kaydettirdiler. Kısa süre sonra mektebin başöğretmeni, Vicdani’nin yeteneğini fark etti ve onu daha iyi bir mektebe yönlendirmeyi düşündü. Ancak bu sırada Balkan Harbi sona ermiş ve ailesi ile birlikte Büyükçekmece’ye dönmek zorunda kalmıştı.

Vicdani’nin üvey ağabeyi, onun hızlıca bir iş sahibi olmasını düşündüğünden, Vicdani’yi kahveci yanına çırak olarak yerleştirdi. Genç Vicdani, uykusunu ve boş zamanlarını kitaplarına ayırarak çalışmaya devam etti. Daha sonra ağabeyinin tayini ile Çatalca’ya dönmek zorunda kaldı. İstanbul’un eski Şehremini Haydar Bey’in desteğiyle, Kastamonu Sultanisi’ne kaydettirilmesi sağlandı. Bu sayede Vicdani, eğitimine devam etme fırsatı buldu

H11, H24, H35, H43

Atareven Vicdani Örnek Bir Eğitimci ve İnsan

Vicdani Atareven, lise kimya öğretmenlerinden olup, 1959 yılında Vefa Lisesinde görev yapıyordu. Arkadaşları onu ciddiyeti, dürüstlüğü, vefakârlığı ve örnek bir aile reisi olması ile tanırdı. Talebelerine karşı gösterdiği şefkat ve ilgi, onun eğitim anlayışının en önemli özelliğiydi.

Vicdani Bey, yıllar önce ders verdiği öğrencilerinin herhangi bir zorluk içinde olduğunu öğrendiğinde, kendi işini bırakıp onların sorunlarına çözüm aramak için hiç tereddüt etmezdi. Bu yaklaşımı, onun çocukluk hatıralarını asla unutmayan ve geçmişine bağlı bir insan olduğunu gösterir.

Zor Bir Çocukluk ve Eğitim Yolculuğu

Vicdani Atareven, 1901 yılında Çatalca’da doğdu. Babası Ali Çavuş, zaptiye çavuşluğundan emekli olmuştu. İlk eğitimini Çatalca’daki ilkokul ve hüşdil mekteplerinde aldı. Ancak Balkan Savaşları sırasında, henüz on bir yaşındayken bü

H12, H25, H33, H44

Atanık Kuyumculukta Nezaket ve Cömertlik

Atanık, kuyumcu dükkânında müşterilerine karşı son derece ikramsever ve nazik bir ustaydı. Müşterilerden biri dükkâna girdiğinde hemen şakalaşır ve:

“Gülü seven dikenine katlanır. Şu benim kıyak sedirime yerleş efendiciğim!”

derdi. Ardından yakınındaki sucudan buzlu sular, limonatalar ve şerbetler, Nuru Osmaniye kapısındaki mahalle bakkalı Bursalı Ahmed Ağa’dan ise dondurmalar getirtirdi. Kış aylarında ise kahve, çay, tavuk göğsü ve keşkül gibi ikramlar sunardı.

Müşteriler dükkânın kalabalık olduğunu görünce genellikle:

“Bırak dolanalım, yine uğrarız.”

diye çekilir, başka yerlere gitmezlerdi. Tanıdığı orta halli müşterilerden, düğün veya davet hazırlığında olanlara küçük hediyeler verir, hatta değerli takıları ertesi gün kuyumcuya teslim etmeleri için saklardı. Bu, kuyumcu çarşısında yaygın bir adetti

H13, H21, H32, H41

Madam Atanaşyan İstanbul’un İlk Kadın Tabiplerinden

Atanaşyan (Madam), İstanbul’un ilk kadın tabiplerinden biridir. 1291 (M. 1879) yılında “Kahkaha” mizah gazetesinde ilanı yayınlanmıştır. Uzun bir süre Viyana ve Romanya’da hekimlik yaptıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve Beyoğlu, Sakızağacı Sokağı’ndaki kendi hanesinde köstebek, fistül ve meşimede taş gibi hastalıkları tedavi etmiştir.

Hekimliğiyle kısa sürede tanınan Madam Atanaşyan, İstanbul’da hem güvenilir hem de başarılı bir doktor olarak ün kazanmıştır. Hastalarına gösterdiği özen ve tecrübesi sayesinde halk arasında saygı görmüş, özellikle kadın hastalar için önemli bir sağlık kaynağı olmuştur.

Atavik Kuyumcu Çarşısının Ünlü İsmi

Atavik, II. Abdülhamid döneminin ünlü kuyumcularından biriydi. Fiziksel olarak cılız, kır bıyıklı ve takıntılı bir kişilik olarak tanınırdı. İstanbul hanımları ona iki lakap takmıştı: “Bil

H14, H22, H31, H45

İkinci Atanasios ve Patriklik Dönemi

İkinci Atanasios, İstanbul’un fethinden sonra Fener Rum Ortodoks Patrikliği yapmış önemli bir dini liderdir. Tarihçi Meshüpoliu Demitrios Prekopiu, Atanasios’u Yunan ve Latin dillerine hâkim bir şair, filozof, hatip ve edebiyatçı olarak tanımlar. Ancak onun keyfi idaresi, kilise çevrelerinde hoşnutsuzluk yaratmış ve seçilmesinden yalnızca kırk gün sonra azledilmiştir.

Atanasios, azledildikten sonra Selanik’e kaçmış, buradan Papaya müracaat ederek Patrikliği yeniden üstlenmek için aracılık talep etmiştir. Ancak Papa, yalnızca Katolik Kilisesine geçmesi durumunda böyle bir aracılık yapılabileceğini söylemiş ve Atanasios bunu reddetmiştir. Bunun üzerine bir süre Eflâk ve Bulgaristan’da dolaşmış, ömrünün son yıllarını ise İstanbul’da geçirmiştir.

Atanasios IV Kısa Süreli Patriklik

Atanasios IV, Fener Rum Ortodoks Patriklerinin 202. patriği olarak görev yapmış

G15, G23, G34, G42

Atamyan’ın Sanat Hayatı ve Otodidakt Yetişimi

Bedros Atamyan, kendi kendini yetiştiren, yani otodidakt bir aktördü. Sanat hayatının en yoğun on yılı 1869-1879 arasında geçti. Bu dönemde henüz şöhretinin ilk basamaklarındayken, mütevazı şartlar altında Akdeniz ve Avrupa seyahatleri yapma fırsatı buldu. Bu geziler sırasında farklı tiyatro kültürlerini gözlemledi ve sahne deneyimini geliştirdi.

Yazar Ado Talassö, Atamyan’ın yeteneğini çağdaş Fransız komedi yıldızları ve özellikle Mounet Sully ile eşdeğer kabul eder. Atamyan’ın sahneye yaklaşımı, sıradan bir oyuncudan çok farklıydı. Talassö şöyle anlatır:

“Rolünü oynamadan önce Atamyan, eserdeki olayların geçtiği yerlere gider, oraları gözlemler. Hayalinde o vakaların cereyan ettiği zamana götürür kendini ve o olayların içinde yaşar. Bu hayat ve duyguyla döndükten sonra sahnede rolünü oynardı. Örneğin Venedik ve Kıbrıs’ta Otello, Verona’da Romeo, Elsenor’da Hamlet gibi kara

G11, G24, G35, G43

Atamyan’ın Rusya Turnesi ve Başarısı

Bedros Atamyan, Rusya’da sahneye çıktığında, başta Urtyel Avgustasuy ve Ciyakomettr oyunları olmak üzere, birçok önemli rolde gösteri yaptı. Bu performanslarıyla Rusya’nın büyük şehirlerinde büyük takdir topladı. İzleyiciler onu alkışladı, Çarlık Rusyası’nın zengin ve etkili burjuva kesimi de değerli hediyeler sundu. Ancak Atamyan’ın şöhreti ve kazandığı servet, yanında amansız bir hastalık, yani akciğer veremi getirdi.

Atamyan, 20 yıllık sanat hayatının jübilesi için düzenlenen etkinliklerde büyük alkış aldı. Daha sonra Türkiye’ye giderek o dönemde zengin bir şehir olan bir beldede sahne aldı. Ancak hastalığı yüzünden yalnızca iki temsil verebildi ve ıstırabına dayanamayarak İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Böylece sahne hayatı Atamyan için ebediyen sona ermiş oldu.

Hastalık ve Son Günleri

1890 yılında Boğaz Kasrı’nda akciğer veremi te

G12, G25, G33, G44

Küçük Atamyan’ın İlk Sahne Deneyimi

Küçük Bedros Atamyan, sahneye çıktığında söylediği birkaç kelimeyle tiyatro izleyicilerinin dikkatini bir anda üzerine çekmiştir. O an kuliste bulunan Hassa Mimarı Hagop Bey Balyan, onu tebrik ederek, “YasTüm, himâyemi kabul etmeni rica ederim. Sende istikbalin büyük bir aktörünü görüyorum!” demiştir. 1863 yılında gerçekleşen bu olay, Atamyan’ın sahneye olan ilgisini ve yeteneğini pekiştirmiştir.

Atamyan, mesleki eğitim ve sahne terbiyesi için çeşitli ustalardan ders almayı denemiş, ancak kişisel gayreti ve tutkusu sayesinde başarıya ulaşabileceğini fark etmiştir. Bir süre Ekgiyan’ın yönetiminde staj yapmış ve geçim için küçük tiyatro kumpanyalarında sahneye çıkmıştır. 1869 yılında Güllüye Tiyatrosu’na katılmış, birkaç ay sonra Fasulyeciyan ile turneye çıkarak Nahcivan’a gitmiştir. İki ay sonra İstanbul’dan gelen bir mektupla ailesinin evinin yandığını öğrenince aceleyle vatanına

G13, G21, G32, G41

Dr. Ahmed İhsan Aksan ve Tıbbi Yayıncılığı

Dr. Ahmed İhsan Aksan, İstanbul 1954’te yayımlanan iki önemli eserin müellifidir. 1933 yılında Dr. Şerif Korkucl ile birlikte Konya’da “Anadolu Kliniği” adındaki tıbbi mecmuayı yayımlamaya başlamış ve mecmuanın sahibi ile neşriyat müdürlüğünü üstlenmiştir. Bu dergi, İstanbul’da 1955 yılına kadar düzenli olarak yayımlanmıştır.

Aksan, yalnızca bu dergide değil, çeşitli Türk, Amerikan ve Avrupa tıp dergilerinde de tıbbi makaleleri yayımlanmış bir bilim insanıdır. Özellikle 1943 yılında İzmir’de müttefik devletlerin yaralılarına gösterdiği ilgi ve bakım nedeniyle İngiltere Krallığı tarafından O.B.E. (Order of British Empire) nişanı ile ödüllendirilmiştir. Bu ödül, onun uluslararası alandaki tıbbi hizmetlerinin takdir edildiğini gösterir.

Ataköy ve Bakırköy

Bu bölge, özellikle İstanbul’un kültürel ve sosyal yaşamında önemli yer tutmakta

G14, G22, G31, G45

Ataerkîn (Zeki Arif) – Hayatı ve Musiki Dünyasına Katkıları

Ataerkîn, asıl adıyla Zeki Arif, 1896 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Musikiyle iç içe bir ailede büyüyen Ataerkîn, meşhur musikişinas Hacı Ârif Bey’in oğlu olarak müzikle tanıştı. Çocukluğundan itibaren çevresinin hayranlığını toplayacak şekilde müziğe ilgi gösterdi ve bu dönemde babasından kanun dersleri de alarak temel müzik bilgisini geliştirdi.

Musiki Eğitiminde Ustaları

Zeki Arif Bey, daha sonra döneminin önde gelen musiki üstadlarından Hacı Kirârûl Efendi’ye intisap ederek müzik bilgisini ilerletti. Bu sayede klasik Türk musikisinin usul ve makamlarını derinlemesine öğrenme fırsatı buldu. Okuma sanatında üstün bir yeteneğe sahip olan Ataerkîn, bu kabiliyetini bestekârlık alanında değerlendirdi ve kendi özgün eserlerini üretmeye başladı.

Bestekârlık Hayatı ve Eserleri

Ataerkîn’in bestekârlık hayat

Scroll to Top