I15, I21, I35, I42

Reşid Safvet Atabinen’in Müzik Hayatı

Reşid Safvet Atabinen, yüksek yetenekli bir viyolonisttir. Küçük yaşta müziğe ilgi göstermeye başlamış ve meşhur kemancı Wondra Bey’den ders alarak 6 yaşından 22 yaşına kadar orkestrada görev yapacak seviyeye ulaşmıştır. Bu süre boyunca kemana olan sevgisi artmış ve Beyrut ile Salzburg Musiki Festivallerine katılarak müzik bilgisini ve yeteneğini geliştirmiştir. Müziğe olan tutkusu, onun disiplinli çalışması ve azmi ile birleşerek Avrupa standartlarında bir müzik anlayışına ulaşmasını sağlamıştır Private Tours Bulgaria Varna.

Avrupa Seyahatleri ve Kültürel Katkıları

Reşid Safvet Atabinen, sayılı Avrupa seyyahlarından biri olarak kabul edilir. Avrupa’yı neredeyse baştan başa gezmiş, İtalya dahil birçok ülkede bulunmuş ve gördüklerini not etmiştir. Ne yazık ki, bu ze

I11, I22, I31, I45

Reşid Safvet Atabinen’in Mesleki Hayatı

Reşid Safvet Atabinen, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun uzun yıllar başkanlığını yapmış, aynı zamanda Milletlerarası Olimpiyat Komitesi üyesi olarak da görev almış bir isimdir. Yaklaşık 40 yıl boyunca yayımlanan Economiste d’Orient mecmuasının başmuharriri ve müesseselerinden biri olarak Türk basınına önemli katkılarda bulunmuştur. Ayrıca, Türk Tarih Kurumu üyesi olarak da tarih ve kültür çalışmalarına destek vermiştir.

İstanbul Kültürüne Katkıları

Meşrutiyet döneminde kurulan ve 1915 yılından sonra faaliyetini durduran İstanbul Muhibleri Cemiyeti, Reşid Safvet Atabinen tarafından “İstanbul’u Sevenler Grubu” adı altında yeniden canlandırılmıştır. Bu grup aracılığıyla, İstanbul’daki büyük ve küçük ölçekli tarihi yapıların korunması, onarımı ve durumlarının tespiti konusunda çalışmalar yürütülmüştür. Atabinen’in bu gayreti, şehrin

I12, I24, I33, I44

Millî Mücadele ve Propaganda Çalışmaları

1918–1920 yılları arasında, ülkenin bağımsızlık mücadelesini desteklemek amacıyla Millî İstiklâl propagandası için çok sayıda kitap ve makale kaleme aldı. Ayrıca çeşitli konferanslar vererek Türkiye’nin haklı davasını yurtdışında duyurmaya çalıştı. Bu dönemde, Lucerne Sosyalist Konferansı’nda Türkleri temsil ederek uluslararası platformlarda fikirlerini aktardı.

Devlet Hizmetleri ve Lozan Görevi

1921 yılında Tevfik Paşa sadâretinde, Sadedin Arsel’in başkanlık ettiği Şûrayi Devlet Tanzimat Dairesi üyeliğine getirildi. Bir yıl sonra, 1922’de Gazi Mustafa Kemal tarafından doğrudan seçilerek, Lozan Sulh Konferansı’nda Türkiye’yi temsil edecek Umumi Kâtiplik görevine tayin edildi. Bu görev, Türkiye’nin diplomatik alanda itibarını güçlendirmek açısından büyük önem taşıyordu.

Mali ve Siyasi Görevler

1923–1927

I14, I25, I32, I43

Cem Atabeyoğlu ve Salâhaddin Enis’in Vefatı

İstanbul basınının genç kuşağı arasında erdemli, dürüst ve temiz ruhlu bir isim olarak tanınan Cem Atabeyoğlu, gazetecilikte yetişmesinde büyük rol oynayan baba dostu Cevad Fehmi Başkul’dan rehberlik görmüştür. Bu süreçte Başkul, Ata­beyoğlu’na hem mesleki bilgi hem de ahlaki değer kazandırmış, ona unutulmaz bir örnek olmuştur.

Salâhaddin Enis ise 1942 yılı Haziran ayında yakalandığı zatürre hastalığı nedeniyle yaşamını yitirmiştir. 11 Haziran 1942’de Cağaloğlu’ndaki evinde vefat eden Enis, Feriköy Mezarlığı’nda “Salâhaddin Enis Atabeyoğlu – 1892-1942” yazılı mütevazı bir taşın altında ebedi uykusuna çekilmiştir.

Reşid Safvet Atabinen’in Hayatı

Reşid Safvet Atabinen, muharrir, diplomat ve Türkiye Otomobil ve Turing Kurumu Reisi olarak tanınmış bir İstanbullu’dur. 4 Eylül 1884’te Sarıyer’de, anne tarafından büyükbabası Bede

I13, I23, I34, I41

Salâhaddin Enis’in Memuriyet ve Gazetecilik Hayatı

Salâhaddin Enis, hukuk fakültesini tamamladıktan sonra, hem gazetecilik ve romancılık hem de devlet memurluğu hayatını başarıyla yürütmüştür. Bir süre Âyân Meclisi’nde kâtip olarak görev yapmış, ardından Seyrisefain kurumuna intisap etmiş ve ömrünün sonuna kadar burada hizmet vermiştir. Görev hayatının son yıllarında Devlet Denizyolları Neşriyat Müdürlüğü görevini üstlenmiştir.

Tarzı ve İstanbul’da Yeri

Enis, sadece yazarlığı ve gazeteciliğiyle değil, aynı zamanda giyim tarzıyla da İstanbul’da dikkat çeken bir sima olmuştur. Dar, kısa paçalı ve yukarı doğru genişleyen pantolonları, kalın bastonu ve cebini doldurduğu dolmakalemleri ile döneme yeni bir moda getirmiştir. Ayrıca giydiği büyük şapkalar ve boy boy ağızlıklar da onun sembol detayları arasında yer almıştır.

Enis’in yazıları zaman zaman tartışma yaratmıştır. Kadınlar aleyhine

H15, H21, H35, H42

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu: Gazetecilik ve Yazarlık Hayatı

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu, Türk edebiyatı ve basın tarihinde önemli bir isim olarak yer alır. 1912 yılında Tanin Gazetesi’ne girerek gazetecilik hayatına başlamış ve yaklaşık on yıl boyunca Babıâliye’de görev yapmıştır. Ardından sırasıyla İkdam, İleri, Vakit, Son Saat, Payitaht, Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde çalışmıştır. Ölümüne kadar, yani 1942 yılına kadar Son Posta gazetesinde yazı işleriyle ilgilenmeye devam etmiştir.

Mütareke yıllarında “Kaplan” adlı bir mecmua yayımlamış olan Enis, bu yayını sansür baskıları nedeniyle kapatmak zorunda kalmıştır. Buna rağmen, İstanbul basınına yaklaşık otuz yıl boyunca muhabir, muharrir, yazı işleri müdürü ve patron olarak emek vermiştir. Bu uzun süreli çalışmaları sayesinde gazetecilik alanında da saygın bir isim haline gelmiştir Rose Festival Tour.

H11, H22, H31, H45

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu Hayatı ve Ailesi

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu, Türk edebiyatının önemli romancı, hikâyeci ve gazetecilerinden biridir. Realizm akımının öncülerinden sayılan Enis, aynı zamanda İstanbul’un karakteristik simalarından biri olarak tanınır. 1892 yılında, jandarma subayı olan babası Ahmet Enis Bey’in görevi nedeniyle Antalya’da dünyaya gelmiştir. Babası, jandarma albaylığı görevinden emekli olmuş, aslen Artvinli ve Gürcistan’ın Atabek soyundan gelmektedir. Annesi Naime Hanım ise İzmir’in Çeşme ilçesinin seçkin ailelerindendir.

Ailesi, tarih ve kültür açısından oldukça köklüdür. Meşhur Sevr Antlaşmasını Şûrayı Saltanatta reddeden tek isimlerden biri olan Topçu Feriki Ali Hıfzı Paşa, Salâhaddin Enis’in amcasıdır. Ayrıca kalemi ve radyo konuşmaları ile tanınan spor adamı Eşref Şefik Atabey ve Zeynep Kâmil Hastanesi Başhekimi Dr. Fahri Atabey de aynı ailenin kökünden gelmektedir. Salâhaddin Enis, ailenin üç çocu

H12, H24, H33, H44

Atâ Bey’in Son Yılları ve Görevleri

1856 yılında Atâ Bey, Beyrut’a gitmiş ve burada çeşitli devlet görevlerinde bulunmuştur. 1859 yılında Cezayir-i Bahr-i Sefid mutasarrıfı olarak atanmış ve görevin merkezi olan Rodos Adası’na yerleşmiştir. Rodos’ta tam otuz dokuz ay görev yapmış ve bu süre boyunca adanın idari işlerini yürütmüştür.

Ancak geçmişte yaptığı ordu muhasebecilikleri sırasında bazı yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış ve mahkemeye verilmiştir. Uzun ve sıkıntılı bir yargılama sürecinin ardından Atâ Bey beraat etmiş ve görevine dönmüştür.

1865 yılında Filibe mutasarrıfı olarak atanmış, burada da yaklaşık otuz ay görev yapmıştır. Bu dönemde çeşitli imar işlerini yürütmüş ve özellikle Bulgaristan’daki gümrük işlemlerini düzenlemiştir. Ne var ki, bazı kişiler Atâ Bey’in nüfuzunu ve itibarını çekememiş, çeşitli entrikalarla onun görevden alınmasına yol açmıştır. Görevden alındığında

H14, H25, H32, H43

Atâ Bey’in Devlet Görevleri ve Zorlukları

Atâ Bey, bir süre Dâri Şurayı Askerî’de görev yaptı. Halil Rıfat Paşa’nın reisliğinde maaşı 880 kuruşa yükseldi. Tayın bedeliyle birlikte eline o zamanlar için önemli sayılabilecek 1.500 kuruş geçti. Bu dönemde Ciritte birkaç defa eşkıya operasyonlarına katıldı ve başarıyla görev yaptı.

Ancak 1843 yılında, münafıkların etkisiyle vali paşa ile arası açıldı. Paşanın kendisine yönelik tehditleri nedeniyle güvenliğini sağlamak için adadan kaçmak zorunda kaldı. Bir süre boşta kalan Atâ Bey, sonunda Seraskerlik Kapısı’ndan gelen Arif Efendi aracılığıyla tekrar eski görevine döndü. Ancak Osman Paşa’nın sert tutumuna dayanamadı ve memuriyetine tam anlamıyla devam edemedi.

1845-1849 yılları arasında Adana ve Halep malmüdürlüğü görevlerinde bulundu. Fakat Halep Valisi Zarili Paşa ile anlaşamadığı için tekrar İstanbul’a döndü. 1848’de İstanbul’da ordunun muhasebeciliğine at

H13, H23, H34, H41

Atâ Bey ve Mısırlı Casuslar

Bir gün, Atâ Bey, Serasker Paşa’nın huzurunda yakalanan iki Mısırlı casusu kontrol ediyordu. Paşa, eliyle kesesine dokunup çıplaklara bir avuç altın verdi ve:

— Evlâdım, ben kısa zamanda zararınızı fazlasıyla telafi ederim. Siz hemen köyünüze dönün ve padişaha dua edin! — dedi.

Buna karşı Atâ Bey kendisini tutamadı ve şöyle konuştu:

— Efendim, yaptığınız ihsan çok mükemmel. Ancak benim düşünceme göre, Birecik mütesellimi Battal Bey bu gece bizim yanımızda misafir olmalı. Böylece olaylar hakkında uygun bir soruşturma yapılabilir.

Paşa hiddetlendi ve Tayyar Paşa’ya dönerek şöyle dedi:

— Siz değerli insanlar bu tür hassas işlere mi memur edildiniz? Maiyetinize böyle çoluk çocuk karışıyor, onlar da devlete akıl vermeye çalışıyor. Ne garip bir durum!

Atâ Bey ise olaya karşı sakin kaldı:

— Mükâfata karşı tahkire uğradığıma

Scroll to Top